Pınar Selek ve Müdahil Sosyoloji

Neşe Özgen

Pınar Selek müdaheleci bir sosyal bilim anlayışı ile çalışmalarını gerçekleştirdi. Müdaheleci sosyal bilim; araştırmanın aynı zamanda eylem içinde ilerlediği, bir beşeri topluluğun sorunlarının çözümü ve durumlarını iyileştirmek için araştırmacının kendi bulguları ile müdahil olduğu ve her aşamada toplululuğun bir öğesi olarak, onlarla birlikte ilerlediği bilimsel bir sosyal araştırma türüdür. 

Sosyal bilimlerin en temel etik kuralları gereği; çalıştığınız hayatla ilgili bilginizi kendinize saklayamazsınız. Öğrendiğiniz bilgi, bilimsel bir bilgiye dönüştüğünde, bunu yayınlamak, paylaşmak ve asıl önemlisi bu edindiğiniz bilgiyi sahiplerine iade etmekle yükümlüsünüz. International Sociological Assocciation’un Etik Kurallar’ı, “çalışılan alanın bilgisinin paydaşlardan saklanamayacağını” bildirir. American Sociological Association’un etik komisyonu,çalışma boyunca edinilen bilginin, bilimsel bilgi olarak paydaşlara iadesini kural olarak koyar.

Bu paydaşlar: Evrensel bilimdaşlarımız, üniversitemiz, çalıştığımız kurum, meslektaşlarımız, araştırmacı arkadaşlarımız, çalışmayı birlikte yürüttüğünüz tüm ekip, dersine girdiğimiz ya da girmediğimiz öğrenciler ve asıl önemlisi sahada kendilerinden bilgi aldığımız insanlardır. Sosyologlar, saha bilgisini kuramsal bilgiyle birleştirerek dönüştürdükten itibaren, paydaşları ve asıl önemlisi sahada çalıştıklarıyla bu bilgiyi paylaşmakla yükümlüdürler. Bilimsel bilginin kişinin kendisinde veya çalışmayı ısmarlayan kurumda veya üniversitede saklı kalması kabul edilemez; aksine bu bilgi hemen ve tabii bilimsel bir yolla paylaşılır. Çalıştığınız sahada, bilimle gördüğünüz bilgi sonucu, diyelim ki o bölge insanlarının yakın bir gelecekte arazilerini ve veya sulama kanallarını yitirmeleriyle sonuçlanacak veya temel geçim kaynaklarını temelden değiştirecek olan bir değişimi gördünüz, bildiniz. Ya da size verilen bilgiler ışığında (saha çalışması görüşmeleri, sayısal analizler vb.) bu bilgiye vakıf oldunuz. Bu bilgi, tüm paydaşlara açık olmalı ve sonuçları hakkında tüm paydaşlarla birlikte hareket edilmelidir. Bilginizi kendinize saklayamaz, karanlığa gömemezsiniz. Size bu çalışmayı ısmarlayan kurumun çıkarına ters de olsa, saha görüşmesi yaptığınız kişilerin görüşlerine ters de olsa, ya da kimi güç gruplarının hoşuna gitmese de, bu bilgi, mutlaka paylaşılır. Dahası, yazdığınız metinleri, size saha çalışmasında bilgi veren ya da çalışma süresince kuramsal olarak tartışan tüm paydaşlara öncelikle yollamalı ve yayınlamadan önce onların görüşlerini almalı, diğer bir deyişle bilgiyi asıl sahiplerine iade etmelisiniz. Bu, sosyologların olmazsa olmaz etik kurallarından ve en önemlilerinden birisidir. Pınar Selek de bunu yapıyordu: Bilgisini aldığı tüm yapıya, bu bilgiye kendi eğitimini de katarak iade ediyor ve böylece hayatı dönüştürmeyi amaçlıyordu.

Pınar Selek için görüş bildirenler, meslektaşları, onun tüm çalışmalarında “farklılıklara nasıl duyarlı olduğunu, farklılık meselesinin onun duyarlık alanı olduğunu” dile getiriyor. Pınar Selek’in vurgusu bununla başlıyor ama ileri gidiyor: Farklı olanı dinlemek ve eşit mesafede durmak gereği, sosyal bilimlerin zaten temel sine qua non’udur. Ama ötesi, yani tüm yaşamlara eleştirel olmak, kendi görüşlerini de sürekli sorgulamak ve eleştiriye açmak, kendi içinde ve dışında eleştirel kalabilmek (refleksivity), eleştirel bir biçimde hayatı ele almak ve onu dönüştürme çabası, Pınar Selek’in çalışmalarına damga vuran asıl meseledir.

Müdahil Sosyoloji, sosyologun kendi yaşamını değiştirmesini değil ama yaşamlarımızı değiştirmeyi esas alır. Farklılıkları görmek, onlara eşit mesafede durmak, kırılgan yapının görünürlüğünü arttırmak; olsa olsa sosyologun sosyal insan olarak varlığını kendi için değerli kılan bir dönüşümle sonuçlanır. Yaşamlarımızı değiştirmek iddiası ise başlı başına devrimci bir iddiadır, politiktir. Çünkü Rancière’in de vurguladığı gibi, “eleştirel teori, özgürleştirici eylem ile bağlantılıdır, zira politika iktidar ilişkilerinden değil; farklı dünyaların ilişkilerinden oluşur”. Politika ancak farklılıkların ayrıksılığından oluşabilir; farklılıklar öznelliklerini yaratabilirlerse, kendi öznellikleriyle başkalaşabilme zeminleri var olabilirse, özne olabilirlerse oluşabilir. Aksi halde, aklın büyük bir katliamı, insan varlığının çağlar boyu sürdürdüğü müthiş birikimin sonu ile karşılaşırız. 

Politikanın çölleştiği; insanların tektipleştirildikleri bir toplum artık toplum değil, olsa olsa bir büyük hapishane olacaktır. Pınar Selek, tam da buna karşı çıkıyordu: Hepimizin kapatıldığı bir hapishane tehdidine hep birlikte karşı çıkabilmemizin bilim yollarını arıyordu.