TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ ÖĞRENCİLERE ÖZGÜRLÜK VE ADALET

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi, Eğitim-Sen 6 No’lu Üniversiteler Şubesi ve GIT Türkiye, 19 Aralık 2013 Perşembe günü düzenledikleri basın toplantısında tutuklu ve hükümlü öğrenciler için özgürlük ve adalet talebinde bulundular.

 

Anayasa Mahkemesi, son dönemde, tutuklu kalınan sürelerin uzunluğuyla ilgili olarak yapılan bireysel başvurularda, “tutukluluğun makul süreyi aştığı” yönünde kararlar verdi ve ilke niteliğinde kabul edilmesi gereken tespitlerde bulundu. Mahkemenin bu kararlarında; özellikle tutuklamanın üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra “uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerektiği”, “mahkemelerce verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçelerinin, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu”, “davanın genel durumu yanında tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun da dikkate alınması ve tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi zorunluluğu” üzerinde duruldu. Anayasa Mahkemesi, aksi yöndeki uygulamaların “özgürlüğün esas, tutuklamanın istisna olduğu yönündeki anlayışla bağdaşmayacağını” vurguladı ve tutuklama yerine “adli kontrol” tedbirlerinin dikkate alınması gerektiği hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi’nin ortaya koyduğu bu esaslar, aslında bu tür davalarda uzun tutukluluklar bakımından defalarca tekrarladığımız hukuka aykırı uygulamaların bu kez yetkili yargı mercii tarafından tespit edilmesinden, diğer bir ifadeyle malumun ilanından başka bir şey değildir. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararının, hâlen 78 sanığın tutuklu bulunduğu ve duruşmaları bizlerin bu basın toplantısını yaptığımız sırada Silivri’de devam eden KCK İstanbul Davası’nda yargılamayı yapan 15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınıp değerlendirilmesi gereklidir.

İstanbul’da 2011 yılında açılan ve “KCK İstanbul davası” olarak adlandırılan bu dava, KCK üyesi oldukları iddiasıyla aralarında Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu ve Ayşe Berktay gibi birçok akademisyenin ve yazarın bulunduğu 205 kişi hakkında hâlen devam etmektedir. Bu davanın sanıkları arasında öğrenciler de bulunmaktadır. Sanıkların bir bölümü, “anadilde savunma” talepleri kabul edilmediği için uzunca bir süre savunma dahi yapamamıştır. Aradan geçen iki yılı aşkın sürede bazı sanıkların sorgusu da hâlen yapılamamıştır ve sanıkların 78’i 27 aydır tutukludur.

Dava kapsamında yargılanan öğrenciler; yasalar çerçevesinde kurulmuş, TBMM’de grubu bulunan ve hâlen faaliyet yürüten bir siyasi parti olan BDP’nin Siyaset Akademisi’ne gitmek, ders dinlemek ve ders vermekten dolayı yargılanmaktadır. Öğrenciler aleyhine, BDP Siyaset Akademisi’nde ders vermek veya buradaki derslere dinleyici olarak katılmak, siyasi tutsakların serbest bırakılması, seçim barajının düşürülmesi, ana dilde eğitim, YÖK protestosu, Tekel işçilerine destek için düzenlenen eylem ve basın açıklamalarına katılmak, KCK duruşmasını protesto eylemine katılmak, cezaevindeki arkadaşlarına yazdıkları mektupların müsveddelerini bulundurmak, 1 Eylül Dünya Barış günü mitingine katılmak gibi eylemler, öğrenciler aleyhine gerekçe gösterilerek “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” ve “Terör Örgütünün Propagandasını Yapmak” suçlamaları getirilmektedir. İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi Doktora öğrencisi Cihan Deniz Zarakolu ise Parti meclis üyesi olduğu BDP’nin İstanbul İl Başkanlığı’nda ve Beyoğlu İlçe Başkanlığı’nda yapılan toplantılara katılmış olması, Siyaset Akademisi’nde verdiği dersler, aramalar sonucunda ele geçirilen birtakım kitap ve dergilere dayanılarak silahlı terör örgütünün yöneticisi olmakla suçlanmaktadır.

Bu dava dosyası kapsamında İstanbul Üniversitesi öğrencileri Mustafa Polat ve Uğur Taşdemir, Marmara Üniversitesi öğrencisi Büşra Beste Önder, Bilgi Üniversitesi öğrencileri İdil Aydınoğlu ve Derya Göregen 8 ay ila 2 yıl süreyle tutuklu kaldılar. Bilgi Üniversitesi öğrencisi Cihan Deniz Zarakolu ve İstanbul Üniversitesi öğrencisi Mehmet Mesut Tanrıkulu’nun tutukluluk hâliyse devam ediyor. Daha önce lenf kanseriyle mücadele etmiş olan Mehmet Mesut Tanrıkulu cezaevinde ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya.

Bugün Türkiye’de uluslararası sözleşmelerde ve yasalarda güvence altına alınan temel insan haklarının, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında devam eden yargılamalarda ağır ihlallerin gerçekleştiği bir ortamda yaşıyoruz. TMK’da düzenlenen terör suçunun kapsamı fazlasıyla belirsiz. Terör tanımının muğlaklığı ve 2006 yılında yapılan değişikliklerle “propaganda” teşkil eden faaliyetlerin genişletilmesi sonucunda, her türlü fiilin içine sokulabildiği suçlamalarla karşılaşıyoruz. Bu durum, genel olarak benzeri davalarda yargılanan sanıkların ve özelde öğrencilerin katıldıkları her tür muhalif eylemin terör suçu olarak nitelendirilebilmesine kapı açıyor.

En az 800’ü tutuklu olmak üzere çok sayıda öğrencinin de payına düşeni aldığı bu yargılamalar, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde “olağanüstü yargılama usulleriyle” gerçekleştiriliyor. Bu “olağanüstü”lük, hem adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin ortadan kaldırılması, hem de yargılama sürecinde savunmanın zayıflatılarak yargılamanın nesnesi değil, öznesi olması gereken sanığın âdeta yok sayılması sonucunu yaratıyor.

Bu tür davalarda, soruşturma ve kovuşturma aşamasında verilen keyfi gizlilik kararları, avukatların ve sanıkların isnat edilen eylem ve delilleri bilmeksizin aylarca beklemelerine neden oluyor. Bunun sonucunda tutukluluk kararlarına itiraz hakkı savunmanın fiilen elinden alınıyor. Uzun gözaltı ve tutukluluk süreleri ne yazık ki artık hiçbirimizi şaşırtmayan uygulamalar. Özellikle Terörle Mücadele mevzuatına göre görülen davalarda, tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkin kararlarda gerekçe gösterilmemesi mutat uygulamalardan.

Cezaevi yerleşkesinde görülen davalara da neredeyse alıştık. 2011’den beri devam eden ve 78 sanığın hâlen tutuklu olduğu bu dava da Silivri yerleşkesinde görülüyor. Bu tür davalarda görüldüğü üzere, aleni olarak görülmesi gereken duruşmalarda, izleyiciler veya sanık yakınları için salona girebilmek bir yana, duruşmanın yapıldığı binaya girmeye çalışmak dahi cezaevi personelinin müdahalesiyle sonuçlanabiliyor. Buna duruşma sırasında sanıkların avukatlarıyla görüşmelerinin engellenmesi, avukatların bulunduğu bölümlerin kamerayla izlenerek konuşmalarının kaydedilmesi, muhakemede sözlülük esasının gözetilmemesi gibi mevzuata tamamen aykırı uygulamalar da ekleniyor. Dengelerin savunma aleyhinde bu kadar bozulması, temel ceza hukuku ilkelerini sarstığı gibi, muhakeme hukuku ilkelerini de açıkça çiğniyor.

Bizler, 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bu davada, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği son karar da dikkate alınarak savunma yönünden devam eden hukuksuzlukların bir an önce sona erdirilmesi, tutuklu bulunan Mesut Tanrıkulu ve Deniz Zarakolu’nun tahliye edilmesi talebimizi tekrar ediyoruz.

Tutuklu ve hükümlü öğrenciler için özgürlük ve adalet istiyoruz.

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi

Eğitim-Sen 6 No’lu Üniversiteler Şubesi

GIT Türkiye (Türkiye’de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu)