Yükseköğretim Yasası Üzerine Değerlendirmeler

Bir süredir üniversitelerin yeniden yapılandırılmasına yönelik bir yüksek öğretim yasa tasarısı üzerinde çalışıldığı biliniyor. Ancak ne yazık ki bu hazırlık çalışmalarının üniversitenin tüm bileşenlerinin söz sahibi olduğu saydam bir tartışma ortamında yürütüldüğünü söylemek zor.

Konuyu gündeme getirmek ve bir tartışma ortamının oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla hazırladığımız metni değerlendirmenize sunuyor, katkı ve görüşlerinizi bekliyoruz.  

 ***

Bir toplumun demokratikleşmesinin ve demokrasinin devamının temel koşulu, kuşkusuz, ifade özgürlüğünün toplu ve bireysel kullanımının güvence altına alınmasıdır. Bu özgürlük, bireylerin herhangi bir baskı ve sınırlamaya maruz kalmadan düşüncelerini çeşitli araçlarla ifade edebilmelerini anlattığı kadar, düşüncenin kendisinin özgürce oluşmasına imkân veren şartların sağlanmasını da gerektirir. İfade özgürlüğünün birbirinden ayrı düşünülemeyecek bu iki yönü arasındaki bağın en açık biçimde somutlaştığı yerlerden biri üniversitelerdir. Bu anlamda, bilim, araştırma ve eğitim özgürlüğü, demokratik toplumun üzerinde yükseldiği en önemli ayaklardan biridir.

Türkiye’de “1981 Üniversite Reformu” adı altında yapılan köklü değişikliklerle şekillenen yükseköğretim sistemi, dayattığı yapılanma modeliyle üniversiteleri otuz yıla yayılan bir süreçte varlık nedenleri ve koşullarından hızla uzaklaşan kurumlara dönüştürmüştür. İster öğretim elemanı, ister öğrenci, ister yönetici olsun, sistemin dayattıklarına karşı az ya da çok direnç gösteren herkes, hâkim otoriter zihniyetin uygulamalarından payını almış, üniversite içinde veya üniversitenin dışına itilerek susturulmaya çalışılmıştır. Asli görevi bilimsel bilgi üretmek olan üniversitelerin düşünmekten korktuğu ve sustuğu bir toplumda, bireysel ifade özgürlüğünden söz edilmesi de elbette mümkün değildir. Tüm bu süreç içinde bir yandan Türkiye vakıflar eliyle kurulmasına izin verilen yükseköğretim kurumları aracılığıyla “özel üniversite” modeliyle tanışmış, diğer yandan devlet üniversitelerinde giderek ticari bir zihniyetin ağır bastığına tanık olunmuştur. Bu gelişmelerin yarattığı koşullar, süregelen akademik hak ihlallerine yenilerinin eklenmesini kaçınılmaz kılmıştır.             

Bugün siyasi irade, Türkiye’de yeni bir yükseköğretim reformunun hayata geçirilmesinin zamanının geldiğini belirterek, bu konuda toplumda geniş bir mutabakatın varlığından söz etmektedir. Yeniden yapılandırma ihtiyacı, üniversite ve öğrenci sayısındaki artış, uluslararası öğrenci pazarında ağırlıklı bir yer sahibi olma gereği, büyüyen ekonominin nitelikli insan gücü ihtiyacı, kamu sektörü ve özel sektör arasındaki bağın güçlendirilmesiyle finansman yapısı ve modellerinin değiştirilmesi hedefi, büyüyen üniversite sistemine uygun bir akademik kariyer planlamasının öngörülmesi gibi faktörlere dayandırılmaktadır. Buna göre, dünya ekonomisiyle bütünleşen bir ekonomik hareketlilik içinde bulunan, bölgede denge unsuru bir güç haline gelmiş olan Türkiye’de üniversitelerin de yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Bu yeniden yapılandırma iradesinin artık bir zihniyet meselesi ve amacın da temelde yükseköğretim kurumlarını 12 Eylül zihniyetinden kurtarmak olmadığı ise bizzat Yükseköğretim Kurulu Başkanı tarafından açıkça dile getirilmiştir. 

Ne var ki, Türkiye’de bir yükseköğretim reformu ihtiyacı yeni doğmuş olmadığı gibi, siyasi iradenin ortaya koyduğu bu yeniden yapılandırma perspektifi ihtiyaçların belirlenmesinde üniversitelerin gerçek varlık nedenlerini hesaba katmamaktadır. Türkiye’nin son otuz yılı göz önünde bulundurulduğunda bugün bir üniversite reformu çerçevesinde söz konusu olan, gerçekten de yalnızca 12 Eylül zihniyetiyle hesaplaşmak değildir. Birbirinden çok farklı ideolojilere sahip gözükseler de, tüm otoriter zihniyetler benzer anti-demokratik araçları kullanır. Türkiye’deki yükseköğretim sisteminin yapısal sorunları, yalnızca onu kuran ideolojinin tasfiyesiyle çözülemeyeceği gibi, üniversitelerin varlık nedeni ve işlevi de münhasıran küresel ekonominin dayattığı koşullar çerçevesinde tanımlanmamalıdır. Bugün bir üniversite reformuyla hedeflenmesi gereken, üniversitelerin demokratik bir toplumun ihtiyaçları çerçevesinde yeniden yapılandırılmasıdır. Üniversiteler, demokratikleşme hedefine sahip bir toplumsal dönüşümün başlıca aktörlerindendir ve yeniden yapılandırılmalarında bilim, araştırma ve eğitim özgürlüğü temel alınmalıdır. Böyle bir yaklaşım içinde atılması gereken ilk adımsa, üniversitenin tüm bileşenlerinin karar alma mekanizmalarına katılımını güvence altına alacak koşulların inşasıdır.

Üniversitelerin yeniden yapılandırılmasının çerçevesini çizecek olan yeni bir yükseköğretim yasası metni üzerinde çalışıldığı bir süredir kamuoyu tarafından bilinmektedir. Her ne kadar katılımcı bir hazırlık aşamasının yürütüldüğü iddia edilse de, süreç şeffaflıkla işlememektedir. Değiştirilmesi planlanan sistem içinde atanmış rektörlerin, vakıf üniversiteleri mütevelli heyetlerinin, özel sektör temsilcilerin paydaşlar olarak görüldükleri bu hazırlık aşamasında, özellikle üniversitelerin asli bileşenlerinden olan öğretim elemanları gelişmeleri ancak medyada kenarda köşede kalmış haberlerden takip edebilmektedir. GIT Türkiye olarak, bu şekilde işleyen bir sürecin, Türkiye’de üniversitelerin demokratikleşmesine ve akademik hak ihlallerinin engellenmesine hizmet edecek yeni bir yükseköğretim sisteminin inşasına kapı aralayamayacağına ilişkin kaygımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. Üniversiteleri, varlık nedenleriyle örtüşen biçimde ülkenin demokratikleşmesinin başlıca aktörlerinden biri kılabilecek bir üniversite reformunun şu temeller üzerinde yükselmesi gerektiğine inanıyoruz:

1.  Bilim, araştırma ve eğitim özgürlüğü ve demokratik üniversiteye ilişkin tüm güvenceler, bu özgürlük ve güvencelerin aynı zamanda demokratik, çoğulcu bir toplumun olmazsa olmaz koşulu oldukları ve bireysel ifade özgürlüğünün de temelinde yattıkları kabul edilerek anayasal ve yasal düzlemde hayata geçirilmelidir.

2. Üniversitelerin yönetimi ve finansmanı, araştırma fonları, yükseköğretim kurumlarının diğer kurum ve örgütlerle olan ilişkileri, öğretim üyelerinin yetiştirilmesi ve akademik faaliyetlerinin düzenlenmesi gibi konular, bütünüyle, yukarıda adı geçen özgürlük ve güvencelerin ihlal edilmesinin önlenmesi birincil amaç kabul edilerek ele alınmalı ve yapılandırılmalıdır.

3. Bu amacın, ancak, üniversitelerin şirketleşme anlamına gelmeyen bir mali ve yönetsel özerklikle donatılması, yönetim organlarının oluşturulmasında ve karar alma mekanizmalarında demokratik katılımın ve şeffaflığın esas alınması, öğretim elemanlarının bu süreçlerin temel bileşeni olarak tanınmasıyla gerçekleştirilebileceği kabul edilmelidir.

4. Üniversitelerin temel işlevi ve dolayısıyla varlık nedeni, bilimsel bilgi üretimi, bu bilginin toplumsal paylaşımı ve eleştirel akla dayanan nitelikli eğitimdir. Dolayısıyla eğitim politikaları ve akademik kadrolar bu işlev çerçevesinde belirlenmelidir.

5. Öğretim elemanlarının her türlü politik, ideolojik, ekonomik baskı ve tahakkümden uzak biçimde bilim ve araştırma yaparak mesleklerini icra etmeleri ve öğretim elemanları arasında akademik hak ihlallerinin içselleştirilmesiyle oto-sansüre yol açan koşulların ortadan kaldırılması için uygun zihniyet ve ortamın sağlanması zorunludur.

6. Lisans ve lisansüstü öğrencilerinin üniversite hayatının bir birleşeni olduklarının kabulü ve yukarıda dile getirilen ilkeler çerçevesinde eğitim alma ve demokratik katılım haklarıyla araştırma özgürlüklerinin güvence altına alınması demokratik bir üniversite sisteminin amacı ve doğal sonucudur.

7. Bu çerçeve içinde Yükseköğretim Kurulu, bünyesinde üniversitelerin tüm bileşenlerinin doğrudan temsil edildiği, işlevi demokratik üniversite sisteminin temel ilkelerini gözeterek üniversiteler arasında eşgüdüm sağlamak olan bir üst kurul olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

GIT Türkiye olarak, üniversite öğretim elemanlarını, araştırmacıları ve öğrencileri, eleştirileri ve görüşleriyle, ortaya konulan ilkelerin hangi düzenleme ve uygulamalarla hayata geçirilebileceğine ve somut taleplere ilişkin olarak yukarıdaki metne katkı vermeye davet ediyoruz.      

 

 

Ervah-ı Devran: Epistemic Murk

Büşra Ersanlı hocamız, KCK Davası Duruşması, Silivri  ve GIT Türkiye Üzerine Notlar

Prof. Dr. Neşe Özgen

 

(Bu yazı, GIT Türkiye sürecinin -kısmen de olsa- hedeflediği ilk etabı başarmasına, bu süreci aktarmaya ve yol’un (rah) serüvenine hitaben yazıldı. Bu yazının örgütlenmesini, “politik bir süreci anlatırken Türkiyeli aydının kişisellik hallerini dile getirmek (temsil iddiası olmadan) ” olarak anlamanızı diliyorum. 

Öte yandan bu yazıyı ‘Kişisel olan, politiktir’ mesajına yakın olarak da, ‘politik olan, kişiseldir’ mesajına da aracı kılmak istiyorum… ‘bu yaşadığımızı sen yaz’ talimatı Füsun hocadan geldi. Emir böyle olunca, ben de ‘her yaşanmış durum için bir masalcı gerek’ düsturundan hareket ettim. Bilirsiniz geleneğin sözlü aktarımı, benzersiz bir biçimde ezbercidir, ama aynı zamanda sözden başka aktarım yolu olmayanlar için yine benzersiz bir öğrenme deneyimidir: Sözlü aktarımda tekrarlayan bir masalcı vardır. (şimdi ben o olacağım) ama bu anlatıcı aynı zamanda yöneltici, yönlendiricidir (bu da hikayem olacak) aynı zamanda bu anlatıyı dinleyenler de, hem bunu ezberlerler, hem de bilirler. Bu bilme hali, olayın bezenmiş anlatımının ve nesnel durumun yaygınlığını sağlar. Biz bir mesel (deng, masal, mit) dinlerken, hangi durumun anlatıcının eseri olduğunu hangisinin de nesnel durum olduğunu biliriz, sonra onu kendimizce yorumlar ve çoğaltarak kendi yorumumuzu aktarırız (bu da sizsiniz).

 

Büşra hocamız serbest bırakıldı. Yani, tutuksuz yargılanacak: ‘Hakkındaki suç isnadının değişme olasılığı dikkate alınarak’ ibaresiyle. Yani ‘Ola ki, hem KCK’ya ve BDP’ye hem de yöneticisi olmakla suçlanmasına atfedilen suç unsurları konusunda ilerleyen zamanlarda bir değişiklik olabilir’ diye’ ve bir de ‘tutuklu geçirdiği zaman dikkate alınarak’ ve ‘Suç delillerini karatma olasılığının zayıflaması’ üzerine bir kararla. Yargılanması kalkmadı, kuşun kafeste değil avuç içinde tutulmasına karar verildi. Öte yandan 140’ı tutuklu 205 kişi hakkında açılan dava (Dava kamuoyunda ‘İstanbul KCK Davası’adı ile biliniyor) devam ediyor.

 

Devamını oku: Ervah-ı Devran: Epistemic Murk